------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Google Gruplar
Risale-i Nur... grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah’ın va’di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler. Hazirlayan : AFFEYLE_ALLAHIM



Kalbin neye bağlanırsa, varlığında onun şeklini alır. <Şu kainat kitabını sayfa sayfa, hatta kelime kelime tefekkur et.>

Ali Ulvi Kurucu'nun vefat yıldönümü

Bediüzzaman'ın 'Medine-i Münevvere’de bulunan mühim bir âlim' dediği, Tarihçe-i Hayat'ın önsözünü yazan Ali Ulvi Kurucu'nun vefat yıldönümü...

Ali Ulvi Kurucu'nun Yazdığı Önsözü Okumak İçin: http://www.risaleara.com/oku.asp?id=4091

Ali Ulvi Kurucu
Kimdir..?

1922’de Konya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Arapça öğrendi. Hâfızlığını tamamladıktan sonra 1938 yılında ailesi ile birlikte Medine’ye göç etti. İki erkek ve bir kız çocuğa sahipti. Yüksek öğrenimini Kahire el-Ezher Üniversitesinde tamamladı. Medine’de uzun süre Evkaf Dairesinin İnşaat ve Sicillat Emini olarak görev yaptı. Daha sonra Sultan Mahmud’un yaptırdığı Mahmudiye Kütüphanesinde, bir süre sonra da Şeyhülislam Arif Hikmet Kütüphanesinde çalıştı. 1985’te emekli oldu.

Özellikle emekli olduktan sonra Medine’ye dünyanın her tarafından gelen ilim adamlarını ağırlardı. Senenin belli bir dönemini Türkiye’de geçirmeye özen gösterirdi. Yetişen imanlı nesli gördükçe kendini, “Sizler benim gerçekleşen rüyalarım, kabul olunan dualarımsınız” demekten alıkoyamazdı.

Medine-i Münevvere’de 60 yılını Peygamber Efendimizin (a.s.m) yanı başında geçiren Peygamber aşığı Ali Ulvî, âlim, fâzıl, edip ve şair kişiliği ile ön plâna çıktı. Kur’ân hâfızıydı ve geniş bir hadis kültürüne sahipti. Tarih, mûsikî ve hat konularına özel ilgi duyardı; san’ata ve edebiyat’a düşkündü ve bu konularda müktesebâtı pek genişti. Aruz ölçüsüyle şiirler yazdı. Ayrıca nesir sahasında da çeşitli eserler verdi. Şiirleri Gümüş Tül ve Alevler olarak, makàle ve röportajları da Gecelerin Gündüzü adıyla yayınladı.

Risale-i Nur’da Üstad Bediüzzamana yazdığı mektupta sadece Müslümanların değil, bugün insanlığın dine ihtiyacı olduğunu ve bütün insanlığı bir bayrak altında toplayacak yegâne kuvvetin İslâm olduğunu yazmıştı. Aynı mektup içinde Risale-i Nur’u “peygamberlerin, velilerin, âriflerin, salihlerin ve bilhassa cânını cânana seve seve fedâ eden ve sayısı milyonlara sığmayan kahraman şehitlerin mukaddes yolu” olarak tanımlamıştı.

Üstadın hayatının yer aldığı Tarihçe-i Hayat adlı eser basılacağı zaman önsözün kimin yazacağı düşünüldü ve o esnada Medine-i Münevvere’de bulunan Ali Ulvi Beye yazdırılmasına karar verildi. O da hemen yazıp gönderdi. Üstad önsözü okudu ve bu önsözün başına, ‘Medine-i Münevvere’de bulunan mühim bir âlimin önsözüdür’ diye yazılmasını istedi. Üstad talebelerinden Ahmet Gümüş’e yazılan bu önsöz için şöyle demiştir: “Kardeşim, Hacı Ulvi Efendi, benden çok Risale-i Nur’u övmüş, eğer beni fazla övseydi, bu önsözü kabul etmeyecektim. Madem Risale-i Nur’u övmüş, onun hatırı için kabul ettim.” Kurucu ise bu önsözü yazarken neler düşündüğünü şöyle ifade etmiştir: “Bugüne kadar âcizane yazdığım manzum ve mensur yazılarımın hiçbirisinde bu kadar vecd ve hayret içerisinde kalmamıştım. Binaenaleyh, bu eseri derin bir zevk, İlâhî bir neş’e ve coşkun bir heyecanla okuyacak olanlar, hayranlıkla görecekler ki, Bediüzzaman, çocukluğundan beri müstesna bir şekilde yetişen ve bütün ömrü boyunca İlâhî tecellilere mazhar olan bambaşka bir âlim ve mümtaz bir şahsiyettir.”

Değerli edib, şair ve gönül adamı Ali Ulvî Kurucu, 3 Şubat 2002 tarihinde Medine’de vefat etti ve Cennetü’l-Bakî mezarlığında toprağa verildi.

 

Ali Ulvi Kurucu'nun üç duası (Ümit Şimşek)

Büyük insanların herbiri özel bir görevle gelir, yahut gönderilir bu dünyaya. Görevlerini tamamlar ve dönerler. Döndükleri zaman, arkalarında, geldikleri dünyadan daha farklı bir dünya bırakmışlardır. Onlardan herhangi birinin büyüklüğünü anlamak için, yokluklarını tasavvur etmek, yahut hayalen onlardan önceki zamana dönmek yeter:

Sinan’sız bir dünyada Süleymaniye, Mevlânâ’sız bir dünyada Mesnevî, Itrî’siz bir dünyada Bayram Tekbiri, Âkif’siz bir dünyada Safahat yoktu. Ve hiç şüphesiz, o eski dünyalardan herbiri, bugünkü dünyaya nisbetle daha yoksul bir dünya idi. O büyük insanların arkalarından baktığımız zaman, onların, bu dünyada eksik olan birşeyleri tamamlamak için yaratıldıklarını görebiliyoruz.

Onlar, bir yönüyle bu dünyaya aittirler ve ondan ayrı düşünülemeyecek bir parçadırlar; bir yönüyle de başka bir âlemin insanlarıdırlar.

Bu dünyaya aittirler; çünkü bu dünyanın yaratılışında var olan âhenk ve düzen, onların yaratılışıyla daha da mânâ kazanmıştır. Başka bir âlemin insanlarıdırlar; çünkü gelip geçici bir dünya, o kadar büyük varlıkların ağırlığını kaldıramaz; zaten küçük-büyük ayırt etmez bu dünya, kucağına düşeni çürütür, öğütür, bir avuç toprak halinde eşitleyiverir.

Kâinatın yüz milyar kadar kehkeşanından bir tanesinin yüz milyar güneşinden birisinin gezegenlerinden bir gezegenin üzerinde, Konya adlı bir beldenin mütevazi evlerinden birinde, dünyanın doğuşundan tahminen 4,5 milyar sene kadar sonra bir gün Ali Ulvi Kurucu adıyla anılacak bir insan hayata gözünü açtığı zaman, bu olay, anne ile babasından ve üç beş akrabâsından başka pek az kimse için bir anlam ifade ediyordu görünürde. Fakat mânâ âlemlerinin değer ölçüleri daha farklıdır. Orada kişilerin zaman ve mekânda işgal ettiği yer değil, kendisini gönderenin nazarında ifade ettiği anlam esas alınır. Ali Ulvi Kurucu için ise, bu anlamın pek az kula nasip olacak bir büyüklükte olduğu, ona verilmiş olan kabiliyetlerden ve gösterilmiş olan hedeften belliydi.

“İslâm çirkini güzel yapar, güzeli daha da güzelleştirir.”

Dilinden düşürmedi, halinden de eksik etmedi bu sözü. Bir münezzeh güzelliğin peşine düşürülmüştü, besbelli. İslâmı güzellikle anlayan ve güzellikle anlatan bir ortamda dünyaya geldi ve sonra da sanat denen güzelliğin birkaç dalıyla birden tanıştı; sözün, sesin, süsün ve yazının güzelliklerine daldı.

Bir başka zemin, başka zaman çerçevesinde
Eşsiz Güzelin vaslına ermek hevesinde.

Daldığı güzellikler içinde yalnız değildi Ali Ulvi Kurucu. Orada pek çok tanıdık sesler buldu. Ama bir tanesiyle, özellikle bir tanesiyle, arasında büyük bir âşinâlık vardı. Zamanın ve zeminin başka kesitlerinde, ayrı bedenlere bürünmüş tek bir ruh gibiydi o ve kendisi. Duyduklarını ve düşündüklerini onda buldu. Onu aşkına ve imanına tercüman gördü. Aynı güzelliğin peşine düşmüş iki insandılar. Sualler ve cevaplar gidip geldi ruhlar ve zamanlar arasında.

Âkif diye haykırsam ufuklarla beraber,
Âkif diye feryadıma ses vermede her yer.

Böylece, onu kendisine model seçti Ali Ulvi Kurucu. Âkif’in Rabbine yöneldi, Âkif’e verilen nasipten istedi. Bu onun birinci duasıydı.

Duası bir güzellikle kabul gördü Ali Ulvi Kurucu’nun. Bir zaman sonra, herkes onun, “Zamanın Âkif’i” olduğunda ittifak etti. Artık o Âkif’e tercümanlık yapıyor, ölümün susturduğu bir dile bedel o konuşuyordu. Fakat Âkif’in nasibinde çile de vardı; ondan da payını aldı. Bir yandan Âkif’in imanı ve Âkif’in beyanıyla yazarken, bir yandan da Âkif’in ıztırabını çekiyordu.

Tâ ezelden demek uşşâka mukadder bu çile,
Gece bülbül yine bin âh ile yalvardı güle.

Sevilen gonca açıldıkça seven yaş döküyor,
Söyle cânan, hani yol vardı gönülden gönüle.

Ali Ulvi Kurucu’nun ikinci duası da bir başka güzellikle kabul gördü. Yer ve Gökler Rabbinin dergâhında. Habibi, onu yanına aldı. Ve altmış yıl boyunca dizinin dibinden ayırmadı. Bülbül, artık gülünün yanı başında şakıyordu.

Bû-yi vaslındır muattar eyleyen sünbülleri,
Nur cemalinden eserdir bağ-ı aşkın gülleri,

Gül cemalindir Habibim mest eden bülbülleri,
“Ben Resul-i Kibriyânın bülbül-i nâlânıyım,”
“Mücrimim gerçi, cemal-i Mustafâ hayranıyım.”

Peygamber komşuluğunda yazdıkları, Peygamberden haberler taşıyordu okuyanlara. Zaman geçtikçe o mekânıyla bütünleşti. İnsanlar onu artık “Peygamber komşusu” olarak tanıyorlardı. Onu okuyup dinledikçe Peygamberin kokusunu aldılar; onunla Peygamberlerine selâmlar gönderdiler.

“Peygamber-i Zîşânın komşuluğu bize çok dostlar kazandırdı” diyordu. Bu “dostlar” tanımı içinde, âlemde Peygambere dost olan kim ve ne varsa dahil olduğunda şüphe yok: O mübarek avuçta tesbih eden taşlar, onun hasretiyle ağlayan kütükler de dahil! Ancak, güller ve bülbüller kadar, muzır haşerat da bu dünyanın tabiatında olan birşey; nice büyük insanlarla beraber, onların eteklerine saldırarak irtifa kazanmaya çalışan küçücük yaratıklar da yine bu toprakların üzerinde geziniyor ve sonunda hepsi birlikte toprağın altına giriyor. Bir ömür boyu Peygamber dostlarıyla muhabbet alıp veren Ali Ulvi Kurucu, ömrünün sonlarına doğru, Resulünün Ashabına ve Âkif’ine dil uzatabilmek için debelenen bedbahtları da gördü ne yazık ki. Fakat uğradığı bu talihsizlik, yeni bir eserin doğuşuna yol açtı. Bir anlattı Peygamberini, bir anlattı Âkif’ini, dinleyen ağladı, soran ağladı, izleyen ağladı, sunan ağladı. Böylece, giderken, “Peygamberin İzinde” bir eser daha bıraktı bu dünyada.

Ve son duası Ali Ulvi Kurucu’nun:

“Bir nesil... Böyle bir nesil... İşte böyle bir nesil!”

Ve son duasının sonucu:

“Siz benim kabul olan dualarımsınız.”

Âhir ömründe sayısız gençler onun elini öpme şerefine kavuştu. “Ben Allah’tan böyle bir nesil istemiştim,” diyordu elini öpenlere. “Bahçıvan yetiştirdiği fidanın meyvesini yerken nasıl bahtiyar olursa, şimdi ben de öyle bahtiyar oluyorum.”

•••

Onun duaları, Allah katında kabul gören dualardı; bunda şüpheye hiç mi hiç yer yok.

Bu dünyadan bir Ali Ulvi Kurucu geçti.
Ve her büyük insan gibi, arkasında eserlerini bıraktı.
En büyük eseri, onun kabul olmuş dualarıydı.

Eğer herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda, genç bir insanın kalbine Peygamber sevgisi düştüğünü görür, işitir, yahut hissederseniz, bilin ki, Ali Ulvi Kurucu’nun duası oraya kadar ulaşmıştır.

Bugünlerde bu dualar o kadar çok kabul oluyor ki!

Yorum (1) Yorum yaz!

Risale-i Nur Sitesi
Risale-i Nur Külliyatında Arama ve Araştırma
Kur'an Hatim Programı Free Hit Counters
Free Counter
Google
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- -----Bu blog arkadaşlarının içeriğinden sorumlu değildir.------





Sitene Ekle

siteme-html-ekle.tr.gg